Blog
DİJİTAL TİYATRO ÜZERİNE BİR SÖYLEV
DİJİTAL TİYATRO ÜZERİNE BİR SÖYLEV
Bu güne kadar dijital tiyatroyla ilgili biriktirdiğim fikirlerimi açıklayan bir yazı yazmak istedim ve şimdi yazıyorum.
Pandemide dijital tiyatro kavramı zihinlere girmiştir. Yıllar önce yabancı tiyatroların dijital olarak yayımlandığı gerçeğini söylemek lazım.
Burada bazı fikirleri eleştirecek bazı değerlendirmelerde bulunacağım.
Pandemide “Dijital tiyatro yüz yüzenin yerini tutamaz.” fikri sloganlaştırıldı. Öyle ki artık teknolojiyi neredeyse öcü gibi gösterme moduna girildi.
Dijital tiyatro, çekilen tiyatro görüntülerinin bir elektronik ortama aktarılmasıdır işin özüne bakarsak.
İlk VHS kasetler çıktığı zaman zaten dijital tiyatro vardı ve Zeki Alasya – Metin Akpınar ikilisinin Devekuşu Kabare ve benzeri dijital tiyatroları zaten biliniyordu. Keza Nejat Uygur’un dijital tiyatroları da – en azından televizyonlarda vardı – biliniyordu.
Gerçekten canlı – sanal ayrımı ciddi söylüyorum sıkıcı ve işin tadını kaçıran bir sığ görüşten başka bir şey değildir.
Gerek tiyatrocularımızın gerekse seyircilerin bilmesi gereken şey şudur: Canlı olarak seyredilen bir şeyin sanalda da seyredilmesi mümkündür ve insanların zaten ilgiyle seyrettiği sanal yayınlar her zaman olmuştur.
Süper lig maçlarının Dijitürk’te veyahut onyıllardır televizyonlarda seyredildiğini ve insanların aynı keyif ve ilgiyle bunları takip ettiğini hepimiz biliyoruz.
Televizyonlarda Güldür güldür şov gibi nice tiyatro yayınının – düşünün ki bunlar sanaldır, yüz yüze değil – yıllardan beri keyifle ve ilgiyle milyonlarca seyirci tarafından seyredildiğini hepimiz biliyoruz.
Metin Akpınar – Zeki Alasya ikilisinin hem seyircili hem seyircisiz çekilmiş dijital tiyatro örneklerini youtube’ta şu anda bulabilirsiniz.
Dijital tiyatro, küresel bir köyde kendi sanatınızı tüm dünya insanlığına 7 24 pazarlayabileceğiniz bir olgudur. Kendi sanatınızı yurt dışındaki yurttaşlarınıza 7 24 ulaştırma şansına erişirsiniz böylece.
En önemlisi dijital tiyatro, canlı tiyatroyu ölümsüzleştiren bir tablo gibidir. Şöyle ki mesela Ferhan Şensoy, rahmetli oldu. Bir daha dirilip o tiyatroyu oynayabilir mi? Tabii ki hayır. Ama siz dijital tiyatroyla o anları ölümsüzleştirmiş olursunuz tıpkı bir fotoğraf gibi ve sizden sonraki nesiller de 7 24 dünyanın her yerinden sizi tanıma fırsatına erişmiş olurlar. Ve tabii ki sizi hayırla anma fırsatına erişirler.
Yunan tiyatrosu canlıydı diye eleştirenler şunu iyi bilmelidir: Bu günkü teknolojiler o zaman olsaydı muhtemelen Yunanlılar da o teknolojiyi kullanacaklardı. Ve doğal olarak bu gün Yunan tiyatrosunu dijital çağın başlangıcı olarak anacaktık.
Türkiye’de nüfusumuz 90 milyona yaklaşıyor. Ama cumhuriyet tarihinde ulaşılmış seyirci sayısına bir bakın. 2018 verilerine göre tüm sezon tiyatroya giden – ki pandemiden çok önceki bir zamandan bahsediyorum – seyirci sayısı Türkiye’de 7 milyon 841 bin 353 kişi olmuş. Bunlar resmi rakam. Peki Türkiye nüfusunun oran olarak yüzde kaçı gitmiş? Her 100 kişiden sadece 10’u. Yani 100 kişiden 90’ı gitmemiş. Demek ki tercih etmemişler. Tüm cumhuriyet tarihinin tiyatro açısından başarısı… Gurur duyulacak rakam değil. Bizim bunu kalan yüzde doksana hatta tüm dünya insanlığına ulaştıracak kestirme bir yola ihtiyacımız var: O da dijital tiyatro… Kamyon tiyatrosu ile bir beyefendi binlerce kişiye ulaştığını nette söylemiş. Bu rakam istenilen başarının çok altında. Bu rakamla bizim tiyatroyu ve sanatı geniş kesimlere yaymamız mümkün değil. Biz yüzde doksana nasıl ulaşırız diye düşünüyoruz sayın beyefendi binlerden bahsediyor. Güleriz ağlanacak halimize…
Albert Einstein diyor ki: “Eğer bir hedefe gitmek istiyorsanız ve o hedefe ulaşmak için seçtiğiniz yol sizi oraya ulaştırmıyorsa başka bir yol denememek ahmaklıktır.” Tüm cumhuriyet tarihi boyunca sadece % 10’a ulaşmışız fiziksel ve canlı tiyatroyla… Şimdi bunu aşmak için halen fiziksel tiyatroyu kullanmaya devam etmek ahmaklık değil de nedir sizce? Anneannemizin margarinini kullanarak nereye varabiliriz acaba?
Dijital tiyatroyla sanatı ve sanatçıyı hem daha geniş kesimlere ulaştırıyoruz hem bu ülkede ekonomik nedenlerle tiyatroya gidemeyen insanlara ulaşmış oluyoruz hem de 7 24…
Bakın işin vahametini anlatayım: Bu ülkede 2020 verilerine göre 6,5 milyonu aşkın hane sosyal yardım almış. TÜİK’in verilerine göre hane başı 3,3 kişi var ortalama Türkiye’de. Şimdi çarpın ne çıktı 22 milyon insan. Türkiye’de 10 milyona yakın asgari ücretli var. Bunu da 3 ile çarpın. 30 milyon… Toplayın 22+30=52 milyon insan eder… Bu sayı ülken nüfusunun yarısından fazlası. 2022 rakamlarıyla bir tiyatro bileti ortalama 150 – 200 lira. Hatta zaman zaman 300 liraya çıkıyor. 4 kişilik bir aile tiyatroya gitse 1200 lira hatta yese içse 1500 liraya varan bir rakam… Asgari ücret 4253 lira. Şimdi bu 52 milyon insanın gelir durumunu düşünün. Gerçekten çok vahim çünkü işte ekonomik nedenlerle sanata ulaşamayan ve bu ülkenin nüfusunun yarısından fazlasına erişen kitle. Atatürk “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur.” der. İşte fiziksel tiyatronun toplumumuzu hayat damarlarından biri kopmuş hale getiren sebeplerinden birisi. Çünkü bilet fiyatları bu insanlar için lüks. Gidenler de bu ülkenin birikimi olan bir kısmı ve sadece 2018 verilerine göre her 100 kişiden 10’u… Durum açık… Fiziksel tiyatroyla tıkanmış vaziyetteyiz.
Bu ülkede tiyatro salonu yetersizliği var. Bu ülkede 43 tane devlet tiyatrosu var 2018 verilerine göre. Bunların yarısı İstanbul, Ankara ve İzmir’de. 58 ilde hiç devlet tiyatrosu yok. Devlet tiyatrolarının fiyatları daha uygun ama 58 ilde düşünün ki ülke nüfusunun yarısından fazlası için uygun fiyatlı olan devlet tiyatroları hiç yok. 14 ilde sadece birer tane tiyatro var. Bazı illerde tiyatro var ama seyircisi yok. Bazı illerde tiyatro var ama yapım maliyetleri pahalı olduğu için büyük prodüksiyonlar oralara gidemiyorlar. Çoğu köyde ve ilçede tiyatro salonu yok. Sanat büyükşehirlerde oturanların tekelinde. Devlet, her tiyatroya ödenek veremiyor. Ödenek alanlar için de bu ödenekler de çoğu zaman yetersiz kalıyor. Tiyatrocuların sadece tiyatroyla geçinmeleri imkansız. Mümkün olsaydı zaten tiyatrocular sinema, dizi gibi ekstra alanlarda oynamazlardı.
Dolayısıyla tiyatroların ayakta kalması hele tiyatrocuların geçinmesi gerçekten çok zor. Bu insanlara ek maddi gelir sağlamak gerekiyor. İşte pandemide çıkan dijital platformlar – ücretli veya ücretsiz olsun – tiyatroya maddi destek sağlıyor. Youtube’ta çıkan tiyatrolara tıklayanlar aslında o tiyatronun telif sahibine dolayısıyla tiyatroya ve sanata maddi ve manevi destek sağlamış oluyorlar. Ki ücretli platformlarda aynı işlevi görüyor. Bazı tiyatro siteleri devlet tiyatrolarından da daha uygun fiyatlı. Mesela tiyatrolar.tv’de bildiğiniz radyo tiyatrosu 16 lira. Ülke nüfusunun yarısından fazlası için bulunmaz fırsat…
Sanatın evrimleşmesine karşı çıkanlar şunu iyi bilmelidir ki donmuş bir sanat anlayışıyla bir ülkenin kültür ve sanat hayatı da donar ve ilerleyemez. İlerleyemeyen bir kültür ve sanat hayatı da o ülkeyi başka ülkelerin kültürel kölesi haline getirir ve de o ülkelerin kuklası olmaktan başka bir şey katmaz o topluma.
Ayrıca dijital tiyatroyla zamandan ve mekandan bağımsız olarak seyredebiliyoruz ve bu durum zaman kısıtlarını da ortadan kaldırıyor. Şöyle ki İstanbul’da oturan bir kişi İstanbul’un bir ucundaysa mesela Gebze tarafındaysa herhangi bir tiyatroya o sıkışık trafikte gitmek için dünya kadar zaman harcayacak ve belki de geç kalacağı için bilet parasını da iade alamayacaktır. Halbuki siz böyle bir ortamdaysanız bu kadar zaman harcamak yerine dijital tiyatroyla 7 24 istediğiniz tiyatroyu seyredersiniz hem de paranız yanmamış olur.
Ayrıca engelli bireyler için de dijital tiyatro birebirdir. Yurt dışında yaşayan Türk insanlarına böylece daha kolay ulaşmış ve onlara da kendi sanatınızı ve kültürünüzü unutturmamış olursunuz.
Ayrıca bir şey daha söyleyeyim ki pandemide sanatçıların yaşadıkları maddi sıkıntılar gündeme geldi. Daha önceki yıllarda da bu sıkıntılar dile getirilirdi. Ancak hangi başka halkla ilişkiler kampanyası bu kadar yoğun ve etkili olarak sanatçıların sıkıntısını dile getirmiştir? Dolayısıyla bu durum aslında buzdağının altındaki saklı sorunları gün yüzüne çıkardı hem de en etkili şekilde.
Dijital tiyatro, bir sanatçının 7 24 dünyanın her yerinden erişilebilir olarak kendisini tanıtması için birebirdir. Ayrıca bir tiyatroya katılıp aynı anları tekrar yaşamak isteyen veyahut katılamamış bir kişi için o anları hafızasında canlandırmak için dijital tiyatrodan daha etkin hangi yol olabilir?
“Söz uçar, yazı kalır.” Aynı şekilde “canlı tiyatro uçar, dijital tiyatro kalır…” Bu olgu fotoğraf gibi yazı gibi tiyatronun kalıcı ve ölümsüz hale gelmesi ve nesiller boyu yaşaması için en ideal yoldur.
“Dijital tiyatro yüz yüzenin yerini tutamaz” diyenlere lafım şudur: Yukarıda anlattım esas “yüz yüze tiyatro, dijital tiyatronun yerini tutamaz ve asla da tutamayacaktır.”
Dijital tiyatroyla sanatı ve sanatçıyı 7 24 çok geniş kitlelere ulaştırmış ve tanıtmış, pazarlamış olursunuz… Yüz yüze tiyatro, yukarıda saydığım faydaların hangi birisini sağlayabiliyor? Üstelik anneannemizin dedelerimizin margarinini kullanarak sanatın evrimleşmesini ve ilerlemesini sağlamayı beklemek hayalcilikten başka bir şey değildir. Bilmem anlatabildim mi?
—————
ONLİNE EĞİTİM Mİ YÜZ YÜZE Mİ? ASIL ÖNEMLİ OLAN ŞEY ATLANIYOR!...
ONLİNE EĞİTİM Mİ YÜZ YÜZE Mİ? ASIL ÖNEMLİ OLAN ŞEY ATLANIYOR!...
Online eğitim ve yüz yüze eğitim ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Ve şimdi de yazıyorum.
Öğrencilerin öğrenmedeki en büyük etkenlerinden bir tanesi içsel motivasyonlarıdır. Yani öğrenci kendini motive etmelidir ki öğrenebilsin. Aslında motivasyon içsel ve dışsal olmak üzere iki çeşittir. Motivasyon dışsal olduğunda yani öğrenci para, şiddet veya başka zoraki dışsal unsurlarla öğrenmeye sevk edildiğinde öğrenme geçici olmaktadır. Aslında not, dışsal bir motivasyon kaynağıdır. Öğrencilerin bir kısmı sadece not için öğrenmekte, işi bitince öğrenme de bitmektedir ve öğrenilenler de kalıcı olamamaktadır.
Öğrenci içsel motivasyona sahip olduğunda kalıcı öğrenme olmaktadır. Yani öğrenci kendini motive ettiğinde bir başkasının zorlamasına gerek kalmaz doğal olarak kalıcı öğrenme de bu şekilde olur. Dışsal motive edicilerle o motivasyon kaynaklarının olduğu süre içerisinde öğrenme olur ama kişi istemediği bir durum yaşadığı için o kaynaklar kaybolduğunda öğrenme de sona erer.
Öğrenmenin motivasyonla ilgisi büyüktür. Öğrenmek arzusu ve gayreti olmayan öğrenciler, hiçbir zaman kalıcı öğrenmeye sahip olamazlar. O dışsal motive ediciler kaybolduğunda doğal olarak istek de biter ve öğrenme de devam etmez.
Yalnız bir taraf daha vardır ki söylenmesi gereken öğrenme isteği dorukta olan bir öğrencinin aktif konumda olması gereksinimidir. Aktif değilseniz, uykunuz geliyorsa o öğrenme gerçekleşemez.
İçsel motivasyonu olan öğrencinin en büyük ihtiyacı aktif olmaktır. Yüz yüze eğitimde 2000’den önce Türkiye’de bu sağlanamazdı. Put gibi dinleyen, hareket dahi etmeyen öğrenciler vardı. 2005’ten itibaren bu anlayış değişti ve öğrenciyi aktif tutmaya yönelik bir eğitim anlayışı var oldu.
Öğrencinin içsel motivasyonu olması ve aktif olması öğrenme için vazgeçilmezdir.
İçsel motivasyonu olmayan öğrencinin ne yüz yüze ne de uzaktan eğitimde şansı yoktur.
Daha doğrusu öğrenme hayat boyu devam eder ancak dışsal motive edicilerle bu süreklilik sağlanamaz. Ve içsel motive olmayan öğrencinin öğrenmesi de sürekli olmaz.
Öğrencilere içsel motive olmayı kazandırmak gerekir. Yani kişi kendi arabasını kendisi kullanmalıdır.
Yüz yüze eğitimde eğitmenin dışsal motive olmuş öğrenciye öğretmesi mümkündür ancak kalıcı ve sürekli öğrenim için öğrenci kendisini motive etmelidir.
Motivasyonun ne dışsal ne de içsel olmaması yani kişinin hiç istememesi durumunda da bu sefer hiçbir öğrenme olmayacaktır. Yani kişi öğrenmeye dirençliyse zorla bir şey öğretmek mümkün değildir. Siz bu öğrenciyi ister yüz yüze isterse uzaktan eğitin hiçbir şekilde bu öğrenci öğrenemez. Üstelik yüz yüze eğitimde kişi bu durumda rol yapmaya eğilimlidir ve öğrenir gibi gözükmeye çalışacaktır. Uzaktan eğitimde de bu durumdaki kişi tabii olarak rol yapacak ve öğrenir gibi gözükmeye çalışacaktır.
Öğrenmenin yüz yüze veya uzaktan olmasından ziyade öğrencinin iç disipline sahip olması çok daha önemlidir. Çünkü iç disiplin, öğrencinin her iki durumda da öğrenmesini kalıcı ve sürekli hale getirir.
Yani kişinin içindeki istek ve gayret asıl önemli olandır. Ve tabii ki yüz yüze eğitimde böyle bir öğrencinin aktif tutulması, uzaktan eğitimde öğrencinin yine aktif olması en önemli husustur.
Çağımızda pandemi koşullarında yapılan uzaktan eğitimin avantaj ve dezavantajları olabiliyor.
Ancak yüz yüze mi uzaktan mı tartışması yapılırken kişinin iç disipline ve aktif olması gerekliliğine vurgu yapılmıyor.
Bu biçimsel tartışmanın ne kadar süreceği belirsiz. Ancak içsel motivasyonu olan ve aktif olan öğrencinin öğrenmesinin kalıcı ve sürekli olacağı da bir o kadar gerçek.
Uzaktan eğitimde yüz yüze eğitimden farklı olan yönler var. Bu farklılıkları az çok takip edenlerin bilebileceğini tahmin edebiliyorum.
Uzaktan veya yüz yüze… Kişinin iç disiplini varsa ve aktifse her ikisinde de kişi başarılı olabilir. Meseleye bir de buradan bakmak lazım.
Mesela yüz yüze eğitimde de uzaktan eğitimde de başarılı olan ve her iki grupta da kendisini eğiten çok insan olduğu açık olan bir şey. Uzaktan eğitimden de yüz yüze eğitimden de mezun olup hayatta başarılı olmuş ve önemli yerlere gelmiş insanlar her zaman mevcuttur.
Olayın şekli boyutunu tartışırken özündeki bu gerçekleri atlamamak en doğrusudur.
—————
beyaz rusça edebiyatının tarihi
BEYAZ RUSÇA EDEBİYATININ TARİHİ
Beyaz Rusça edebiyatı, Doğu İslav edebiyatının en genç ve en az tanınmış olan koludur.
1918’den sonra ateşli komünizm yanlısı şairler bu edebiyatta belirmiştir: Mihas Şarot, Zmitrok Biyadulya, Ales Dudar, Andrey Aleksandroviç,..vb.
Beyaz Rusça, ortak Rusçadan 13. yy.dan itibaren kopmuştur.
14. yy.dan 1696’ya kadar Litvanya büyük dükalığının resmi dili olmuştur. En parlak dönemini bu zamanda yaşadı.
1525’te Frantsisk Skorina, Vilna’da ilk beyaz rus basımevini kurdu.
Bundan kısa bir süre sonra iki yüzyıl kadar sürecek bir gerileme devrine girildi.
Bu zamandan sonra yazan ilk edebiyatçılardan birisi de Vikenti Dunin Martsinkiyeviç (1807-1884) ‘tir.
Martsinkiyeviç, hüzünlü şiirler ve manzum masallar kaleme almıştır.
Beyaz Rusça edebiyatının hikayecileri arasında Yanka Nemanski ve Konrat Krapiva yer alır.
1906’da ilk beyaz rusça edebiyat dergisi çıkmaya başladı.
Bu dergi toprak sorunlarına eğiliyordu.
İlk gerçek beyaz rus şairi Fransisk Boguşeviç’tir.
İki yüzyıllık aradan sonra yazan edebiyatçılar arasında Yan Çeçot da vardı.
1906’da çıkmaya başlayan edebiyat dergisinin devrimci bir fikir yapısı da vardı.
Beyaz Rusça, asıl Rusça (büyük rusça) ve Ukrayna dili (küçük rusça) ile birlikte doğu islav dilinin kolları arasında yer alan bir lehçedir.
Litvanya büyük dükalığı, 1569’da Polonya ile birleşti. Ardından bu dil, doğuda rusça, batıda polonya dili karşısında geriledi.
1919’da Beyaz Rus cumhuriyetinin resmi dili oldu. 1922’den sonra Minsk Beyaz rus kültür enstitüsü bu milli dilde yayınları teşvik etmeye başladı.
1920’de ilk tiyatro Minsk’te kuruldu.
Beyaz Rusça’nın iki tane milli yazarı vardır: Yanka Kupala ve Yakup Kolos.
Beyaz Rusça, Ukrayna dili ve Polonya dili (Lehçe) ile benzerlikler taşır ve bu bakımdan karışık bir yapıya sahiptir.
—————
Bender-Bandar-Maharani-Muar
BENDER (BANDAR) MAHARANİ (MUAR)
Malezya’da 1985’te Johore’de şehirdi. O zaman 61200 nüfusluydu. Johore eyaletinin en önde balıkçılık ve ticaret limanıydı. Bu şehirde bir havaalanı vardı. Malakka boğazı ve Muar halicinin kıyısında bulunurdu.
—————
Berceste ile ilgili bir araştırma sonuçları
BERCESTE İLE İLGİLİ BİR ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI
Berceste; seçilmiş, beğenilmiş, seçkin, üstün anlamında ve aynı zamanda güzel, hoş, latif anlamında kullanılan Farsça kökenli bir kelimedir. Burada “ber” üzere anlamında, “ceste” ise seçilmiş anlamındadır.
Mısra – ı berceste deyimi ise seçkin, üstün, kuvvetli, en güzel söz anlamında kullanılan bir deyimdir. Çabuk hatırlanan ve üstün bir manaya sahip şiir anlamında kullanılır. Mısra – ı bercestenin söyleyeni belli olabilir de olmayabilir de.
Ziya Paşa’nın “Pakize kasideler demişler (demiştir) / Berceste neşideler demişler (demiştir)” sözünde geçen berceste; seçilmiş, beğenilmiş, üstün, seçkin anlamındadır. Burada “pakize”; güzel, hoş anlamındadır. Kaside; devlet adamlarını övmek için yazılan şiir demektir. Neşide ise şiir, koşuk anlamındadır.
Ziya Paşa, Osmanlı’da görev yapmış bir devlet adamıdır. Adana’da ölmüştür. Birçok sözü atasözü gibi kabullenilmiştir. Mesela “Nasihat ile uslanmayanı etmeli tekdir/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” sözü ona aittir. Burada şöyle deniliyor: “Nasihat edildikten sonra anlamayanı azarlamalı, bundan da anlamayanı dövmeli.”
Mısra – ı berceste, Ragıp Paşa’nın “Eğer maksud eserse, mısra – ı berceste kafidir.” sözünden edebiyata geçtiği kabul edilen bir deyimdir. Burada maksud, “maksat, emel, erişilmek istenen şey” anlamındadır. Ve de telmih yapılarak bu sözden bu deyim geçmiştir.
Telmih, anımsatma adıyla da bilinen bir edebi sanattır. Sözün içerisinde doğrudan değil dolaylı olarak bahsedilen bir söz ile o olay ya da bilgi anımsatılmak istenir.
Ragıp Paşa, Osmanlı’da görev almış bir devlet adamıdır. Koca Ragıp Paşa diye de bilinir. 1723’te ölmüştür. Ragıp Paşa’nın “Eğer maksud eserse, mısra – ı berceste kafidir.” sözünde kastedilen şey “Eğer maksat eser ise güzel bir mısra yeterlidir.” cümlesidir. Ragıp Paşa da şair kimliğiyle bilinen bir kişiliktir. Maksud kelimesi Osmanlıca’da geçen bir kelimedir.
—————
Yatakhane ne demektir?
Yatakhane: Bir isimdir. Türkçe ve Farsça karışımı bir kelimedir. Okul, fabrika ve konukevi gibi yerler için gece kalmak üzere insanların yatması için düzenlenmiş yer demektir.
—————
Mildew , İngilizce ' de ne demektir ?
Mildew , İngilizce ‘ de mildu diye okunan bir fiildir. Küflenmek demektir.
—————
Eranthis nasıl bir bitkidir ?
Eranthis ; tüysüz bir bitkinin adıdır . Kökleri yumrular halindedir . Çiçekleri yapraklarından önce çıkar . Düğünçiçeğigillerdendir .
.jpg)
—————
Ergosterol ne demektir ?
Ergosterol ; steroller grubuna bağlı olan C28 H44O formülündeki , bira mayasından da çıkarılan ikincil bir alkoldür .
—————
Nal ne demektir ?
Nal ; bir addır . Arapça kökenlidir . Aşınmayı önlemek ve tutunmayı sağlamak amacıyla at , öküz gibi hizmet hayvanlarının tırnaklarına çakılan demir parçası demektir .
—————
