30.06.2022 00:21

DİJİTAL TİYATRO ÜZERİNE BİR SÖYLEV

DİJİTAL TİYATRO ÜZERİNE BİR SÖYLEV

Bu güne kadar dijital tiyatroyla ilgili biriktirdiğim fikirlerimi açıklayan bir yazı yazmak istedim ve şimdi yazıyorum.

Pandemide dijital tiyatro kavramı zihinlere girmiştir. Yıllar önce yabancı tiyatroların dijital olarak yayımlandığı gerçeğini söylemek lazım.

Burada bazı fikirleri eleştirecek bazı değerlendirmelerde bulunacağım.

Pandemide “Dijital tiyatro yüz yüzenin yerini tutamaz.” fikri sloganlaştırıldı. Öyle ki artık teknolojiyi neredeyse öcü gibi gösterme moduna girildi.

Dijital tiyatro, çekilen tiyatro görüntülerinin bir elektronik ortama aktarılmasıdır işin özüne bakarsak.

İlk VHS kasetler çıktığı zaman zaten dijital tiyatro vardı ve Zeki Alasya – Metin Akpınar ikilisinin Devekuşu Kabare ve benzeri dijital tiyatroları zaten biliniyordu. Keza Nejat Uygur’un dijital tiyatroları da – en azından televizyonlarda vardı – biliniyordu.

Gerçekten canlı – sanal ayrımı ciddi söylüyorum sıkıcı ve işin tadını kaçıran bir sığ görüşten başka bir şey değildir.

Gerek tiyatrocularımızın gerekse seyircilerin bilmesi gereken şey şudur: Canlı olarak seyredilen bir şeyin sanalda da seyredilmesi mümkündür ve insanların zaten ilgiyle seyrettiği sanal yayınlar her zaman olmuştur.

Süper lig maçlarının Dijitürk’te veyahut onyıllardır televizyonlarda seyredildiğini ve insanların aynı keyif ve ilgiyle bunları takip ettiğini hepimiz biliyoruz.

Televizyonlarda Güldür güldür şov gibi nice tiyatro yayınının – düşünün ki bunlar sanaldır, yüz yüze değil – yıllardan beri keyifle ve ilgiyle milyonlarca seyirci tarafından seyredildiğini hepimiz biliyoruz.

Metin Akpınar – Zeki Alasya ikilisinin hem seyircili hem seyircisiz çekilmiş dijital tiyatro örneklerini youtube’ta şu anda bulabilirsiniz.

Dijital tiyatro, küresel bir köyde kendi sanatınızı tüm dünya insanlığına 7 24 pazarlayabileceğiniz bir olgudur. Kendi sanatınızı yurt dışındaki yurttaşlarınıza 7 24 ulaştırma şansına erişirsiniz böylece.

En önemlisi dijital tiyatro, canlı tiyatroyu ölümsüzleştiren bir tablo gibidir. Şöyle ki mesela Ferhan Şensoy, rahmetli oldu. Bir daha dirilip o tiyatroyu oynayabilir mi? Tabii ki hayır. Ama siz dijital tiyatroyla o anları ölümsüzleştirmiş olursunuz tıpkı bir fotoğraf gibi ve sizden sonraki nesiller de 7 24 dünyanın her yerinden sizi tanıma fırsatına erişmiş olurlar. Ve tabii ki sizi hayırla anma fırsatına erişirler.

Yunan tiyatrosu canlıydı diye eleştirenler şunu iyi bilmelidir: Bu günkü teknolojiler o zaman olsaydı muhtemelen Yunanlılar da o teknolojiyi kullanacaklardı. Ve doğal olarak bu gün Yunan tiyatrosunu dijital çağın başlangıcı olarak anacaktık.

Türkiye’de nüfusumuz 90 milyona yaklaşıyor. Ama cumhuriyet tarihinde ulaşılmış seyirci sayısına bir bakın. 2018 verilerine göre tüm sezon tiyatroya giden – ki pandemiden çok önceki bir zamandan bahsediyorum – seyirci sayısı Türkiye’de 7 milyon 841 bin 353 kişi olmuş. Bunlar resmi rakam. Peki Türkiye nüfusunun oran olarak yüzde kaçı gitmiş? Her 100 kişiden sadece 10’u. Yani 100 kişiden 90’ı gitmemiş. Demek ki tercih etmemişler. Tüm cumhuriyet tarihinin tiyatro açısından başarısı… Gurur duyulacak rakam değil. Bizim bunu kalan yüzde doksana hatta tüm dünya insanlığına ulaştıracak kestirme bir yola ihtiyacımız var: O da dijital tiyatro… Kamyon tiyatrosu ile bir beyefendi binlerce kişiye ulaştığını nette söylemiş. Bu rakam istenilen başarının çok altında. Bu rakamla bizim tiyatroyu ve sanatı geniş kesimlere yaymamız mümkün değil. Biz yüzde doksana nasıl ulaşırız diye düşünüyoruz sayın beyefendi binlerden bahsediyor. Güleriz ağlanacak halimize…

Albert Einstein diyor ki: “Eğer bir hedefe gitmek istiyorsanız ve o hedefe ulaşmak için seçtiğiniz yol sizi oraya ulaştırmıyorsa başka bir yol denememek ahmaklıktır.” Tüm cumhuriyet tarihi boyunca sadece % 10’a ulaşmışız fiziksel ve canlı tiyatroyla… Şimdi bunu aşmak için halen fiziksel tiyatroyu kullanmaya devam etmek ahmaklık değil de nedir sizce? Anneannemizin margarinini kullanarak nereye varabiliriz acaba?

Dijital tiyatroyla sanatı ve sanatçıyı hem daha geniş kesimlere ulaştırıyoruz hem bu ülkede ekonomik nedenlerle tiyatroya gidemeyen insanlara ulaşmış oluyoruz hem de 7 24…

Bakın işin vahametini anlatayım: Bu ülkede 2020 verilerine göre 6,5 milyonu aşkın hane sosyal yardım almış. TÜİK’in verilerine göre hane başı 3,3 kişi var ortalama Türkiye’de. Şimdi çarpın ne çıktı 22 milyon insan. Türkiye’de 10 milyona yakın asgari ücretli var. Bunu da 3 ile çarpın. 30 milyon… Toplayın 22+30=52 milyon insan eder… Bu sayı ülken nüfusunun yarısından fazlası. 2022 rakamlarıyla bir tiyatro bileti ortalama 150 – 200 lira. Hatta zaman zaman 300 liraya çıkıyor. 4 kişilik bir aile tiyatroya gitse 1200 lira hatta yese içse 1500 liraya varan bir rakam… Asgari ücret 4253 lira. Şimdi bu 52 milyon insanın gelir durumunu düşünün. Gerçekten çok vahim çünkü işte ekonomik nedenlerle sanata ulaşamayan ve bu ülkenin nüfusunun yarısından fazlasına erişen kitle. Atatürk “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur.” der. İşte fiziksel tiyatronun toplumumuzu hayat damarlarından biri kopmuş hale getiren sebeplerinden birisi. Çünkü bilet fiyatları bu insanlar için lüks. Gidenler de bu ülkenin birikimi olan bir kısmı ve sadece 2018 verilerine göre her 100 kişiden 10’u… Durum açık… Fiziksel tiyatroyla tıkanmış vaziyetteyiz.

Bu ülkede tiyatro salonu yetersizliği var. Bu ülkede 43 tane devlet tiyatrosu var 2018 verilerine göre. Bunların yarısı İstanbul, Ankara ve İzmir’de. 58 ilde hiç devlet tiyatrosu yok. Devlet tiyatrolarının fiyatları daha uygun ama 58 ilde düşünün ki ülke nüfusunun yarısından fazlası için uygun fiyatlı olan devlet tiyatroları hiç yok. 14 ilde sadece birer tane tiyatro var. Bazı illerde tiyatro var ama seyircisi yok. Bazı illerde tiyatro var ama yapım maliyetleri pahalı olduğu için büyük prodüksiyonlar oralara gidemiyorlar. Çoğu köyde ve ilçede tiyatro salonu yok. Sanat büyükşehirlerde oturanların tekelinde. Devlet, her tiyatroya ödenek veremiyor. Ödenek alanlar için de bu ödenekler de çoğu zaman yetersiz kalıyor. Tiyatrocuların sadece tiyatroyla geçinmeleri imkansız. Mümkün olsaydı zaten tiyatrocular sinema, dizi gibi ekstra alanlarda oynamazlardı.

Dolayısıyla tiyatroların ayakta kalması hele tiyatrocuların geçinmesi gerçekten çok zor. Bu insanlara ek maddi gelir sağlamak gerekiyor. İşte pandemide çıkan dijital platformlar – ücretli veya ücretsiz olsun – tiyatroya maddi destek sağlıyor. Youtube’ta çıkan tiyatrolara tıklayanlar aslında o tiyatronun telif sahibine dolayısıyla tiyatroya ve sanata maddi ve manevi destek sağlamış oluyorlar. Ki ücretli platformlarda aynı işlevi görüyor. Bazı tiyatro siteleri devlet tiyatrolarından da daha uygun fiyatlı. Mesela tiyatrolar.tv’de bildiğiniz radyo tiyatrosu 16 lira. Ülke nüfusunun yarısından fazlası için bulunmaz fırsat…

Sanatın evrimleşmesine karşı çıkanlar şunu iyi bilmelidir ki donmuş bir sanat anlayışıyla bir ülkenin kültür ve sanat hayatı da donar ve ilerleyemez. İlerleyemeyen bir kültür ve sanat hayatı da o ülkeyi başka ülkelerin kültürel kölesi haline getirir ve de o ülkelerin kuklası olmaktan başka bir şey katmaz o topluma.

Ayrıca dijital tiyatroyla zamandan ve mekandan bağımsız olarak seyredebiliyoruz ve bu durum zaman kısıtlarını da ortadan kaldırıyor. Şöyle ki İstanbul’da oturan bir kişi İstanbul’un bir ucundaysa mesela Gebze tarafındaysa herhangi bir tiyatroya o sıkışık trafikte gitmek için dünya kadar zaman harcayacak ve belki de geç kalacağı için bilet parasını da iade alamayacaktır. Halbuki siz böyle bir ortamdaysanız bu kadar zaman harcamak yerine dijital tiyatroyla 7 24 istediğiniz tiyatroyu seyredersiniz hem de paranız yanmamış olur.

Ayrıca engelli bireyler için de dijital tiyatro birebirdir. Yurt dışında yaşayan Türk insanlarına böylece daha kolay ulaşmış ve onlara da kendi sanatınızı ve kültürünüzü unutturmamış olursunuz.

Ayrıca bir şey daha söyleyeyim ki pandemide sanatçıların yaşadıkları maddi sıkıntılar gündeme geldi. Daha önceki yıllarda da bu sıkıntılar dile getirilirdi. Ancak hangi başka halkla ilişkiler kampanyası bu kadar yoğun ve etkili olarak sanatçıların sıkıntısını dile getirmiştir? Dolayısıyla bu durum aslında buzdağının altındaki saklı sorunları gün yüzüne çıkardı hem de en etkili şekilde.

Dijital tiyatro, bir sanatçının 7 24 dünyanın her yerinden erişilebilir olarak kendisini tanıtması için birebirdir. Ayrıca bir tiyatroya katılıp aynı anları tekrar yaşamak isteyen veyahut katılamamış bir kişi için o anları hafızasında canlandırmak için dijital tiyatrodan daha etkin hangi yol olabilir?

“Söz uçar, yazı kalır.” Aynı şekilde “canlı tiyatro uçar, dijital tiyatro kalır…” Bu olgu fotoğraf gibi yazı gibi tiyatronun kalıcı ve ölümsüz hale gelmesi ve nesiller boyu yaşaması için en ideal yoldur.

“Dijital tiyatro yüz yüzenin yerini tutamaz” diyenlere lafım şudur: Yukarıda anlattım esas “yüz yüze tiyatro, dijital tiyatronun yerini tutamaz ve asla da tutamayacaktır.”

Dijital tiyatroyla sanatı ve sanatçıyı 7 24 çok geniş kitlelere ulaştırmış ve tanıtmış, pazarlamış olursunuz… Yüz yüze tiyatro, yukarıda saydığım faydaların hangi birisini sağlayabiliyor? Üstelik anneannemizin dedelerimizin margarinini kullanarak sanatın evrimleşmesini ve ilerlemesini sağlamayı beklemek hayalcilikten başka bir şey değildir. Bilmem anlatabildim mi?

—————

Geri


İletişim

Bilgim